2 Yaş Sorunları, İnatlaşma ve Anneye Bağlılık

Bir süredir aklımda olup, yazıya dökemediğim ama dökmek istediğim bir konu vardı. Bununla ilgili sosyal medya üzerinden çokça soru alıyorum ve fırsatını bulmuşken derleyip sizinle paylaşmak istedim.

Malum, bir insanı ortaya çıkarıp, yetiştirip, büyütmek ve (kime göre neye göre?) normal biri haline getirmek pek kolay değil. Benim yolculuğumda da Zibidikuş ile ilgili zaman zaman ne yapacağımı ve nasıl davranacağımı bilemediğim anlar oldu ve oluyor. 1.5 yaşına kadar her şey çok daha kolaydı diyebilirim ve 27 aylık annelik tecrübemde öğrendiğim şu ki; büyüdükçe kolaylaşmıyor, aksine dertleri de büyüyor :).

Her çocuk farklı, her çocuğun karakteri farklı. Benim düşünceme göre tek bir doğru yok. Kitapların yazdığı doğru ‘bence’ genelde etkili olsa da her çocuk için geçerli olmayabiliyor. Bu durumda da annenin iç güdüleri ve anne, çocuk arasındaki iletişim devreye giriyor. Ben Zibidikuş’u büyütürken hep içgüdülerime güvendim. Kitaplarda da okudum, kendim de araştırdım ama o an ikimiz için de en iyisi olduğunu düşündüğüm şekilde,  içimden geldiği gibi davrandım ve hala da öyle yapıyorum.

Şimdi bana gelen soruları başlıklar halinde yazıp, kendi yöntemlerimle nasıl çözdüğümü veya çözmeye çalıştığımı anlatacağım.

Lida gece uyanıp yanınıza gelmek için ağladığında ne yapıyorsunuz?

Hastalığın olmadığı olağan günlerde belli bir rutinimiz var.  Lida doğduğundan beri her zaman kendi yatağında uyudu. 9 aya kadar yatak yanı beşik kullanmış olsak da kendi yatağıma hiç almadım. Bugün de yine kendi yatağında uyuyor, sabah 07:00’dan önce uyanırsa ve yanıma gelmek isterse ‘annecim sabah olmadı, biraz daha uyumamız gerekiyor’ diyorum. Genelde sorun çıkarmıyor ve kendi yatağında uyumaya devam ediyor. Sabah olunca, yastığını alıp yanımıza geliyor ve yataktan kalkana kadar oynayıp, keyif yapıyoruz.

Eğer gece yanıma gelmek için ağlarsa gelemeyeceğini, herkesin kendi yatağında uyuduğunu ve sabaha kadar beklemesi gerektiğini söylüyorum. o istediği kadar odasında, yatağının yanında oluyorum. Kucağıma alıp, sarılıyorum sonra tekrar yatağına koyuyorum ama asla onun yatağına yatmıyorum. Çünkü biliyorum ki bir sonraki gece ve sonraki geceler o gelemezse beni kendi yatağında isteyecek :).

Her anne, babanın iletişimi farklıdır. Çocuğunuz ve sizin için iyi olanın birlikte yatmak olduğunu düşünüyorsanız istediğiniz yaşa kadar birlikte uyuyabilirsiniz. Ben bu görüşü desteklemiyorum.

Lida istediğini yaptırmak için yerlerde tepinip, ağladığında ne yapıyorsunuz?

Bu durum istediğinin ne olduğuna göre değişiyor. Mantıklı bir şey ise istediği genelde ağlatmıyorum. Mümkün olduğunda onunla inatlaşmamaya çalışıyorum. Fakat gerçekten olmayacak bir şeyi istiyorsa ‘istediğin kadar ağlayabilirsin ama bu olmayacak’ diyorum ve neden olamayacağını açıklıyorum. Eğer çok uzatırsa ortamdan uzaklaşıyorum ve başımın ağrıdığını, ağladığı zaman onu anlamadığımı ve ancak sustuğunda onunla konuşacağımı söylüyorum. Genelde 3 dk içerisinde ”Anne sustu” diyip yanıma geliyor ve sarılıyor :).

Çocuğa hayatında ya da genel olarak ev içerisinde çok fazla yasak konulduğunda bir şekilde özgürlüğünü ele almaya çalışıyor ve bu ağlama krizlerinde süreç daha da uzuyor. Bizim evimizde de belli kurallar var tabii ki. Kendisini tehlikeye atabilecek nesneleri ortadan kaldırdık. Çok fazla atlayıp zıpladığında bir iki defa uyarıyorum, düşerse canının yanacağını söylüyorum. O yapmaya devam ediyor. Düşüp canını yaktığında ise karşıma alıp konuşuyorum. ‘Sen anneyi dinlemedin, ben seni uyarmıştım değil mi?’ diyorum.

Eğer çocuğun sehpaya çıkmasını istemiyorsanız ya da kıymetli cam vazolarınızla oynamasını istemiyorsanız ona yapma demek yerine çocuk belli bir yaşa gelip tehlikeyi anlayana kadar o nesneleri ortadan kaldırın. Emin olun işiniz çok daha kolaylaşacak.

Eğer dışarıda bir yerlerdeysek ve Lida yine saçma bir şey için ağlıyorsa ve ne yaparsam yapayım susturamıyorsam onu ortamdan uzaklaştırıyorum. Aslında en iyi yöntem ilgisini dağıtmaktır, fakat 2 yaştan sonra bu eskisi gibi kolay olmuyor. Kolay kolay unutmuyorlar.

Uyku saati geldiğinde ve uyumak istemediğinde ne yapıyorsunuz?

Lida’nın doğduğu ilk günden itibaren belirli bir uyku rutini var. 4. aydan sonra tam oturmaya başladı bu rutin ve hiç değiştirmedik. Büyüme atakları ile öğle uykusu saatleri tabii ki değişti, 4’den 2’ye 2’den 1’e indi. Fakat akşam uykuları genelde hep aynı kaldı. Sanırım biraz da karakter özelliği sebebiyle Lida rutini seven bir çocuk. Bu zamana kadar uyumak istemediği için ağladığı olmadı. Okuldan geldiği gibi, çok fazla ilgisi dağılmadan ve oyuncaklarına kaymadan odasına çıkıyoruz. Pijamalarını giyiyor, ellerini yıkıyor ve yatıyor. Akşam uykularında ise sanırım doğduğundan beri belirli bir rutini izliyor olması sebebiyle zaten direkt uykusu gelmiş oluyor. Akşam banyo sonrası giyinme, saç kurutma, diş fırçalama, çiş yapma, müzik açma ve yatağa girme şeklinde bir düzeni var. Artık her şeyi biz yapmıyoruz, dişlerini fırçalamasına izin veriyorum, müziği o açıyor, ışıkları o kapatıyor. Bir şekilde oyuna çevirdi bunu ve sonunda uyku olduğunu biliyor.

Uyku konusunda eskiden daha katıydım. İlla aynı saatte uyusun diye kendi programımı ona göre oluşturuyordum. Fakat psikoloğumun dediğine göre rutin iyi olsa da illa buna uymaya çalışmak insanı strese sokuyor. O sebeple artık daha rahatım. Zaman zaman öğle uykusu saatinde dışarda olduğumuz oluyor. Bazen arabada uyuyor, bazen hiç uyumadığı oluyor. Akşam ailecek bir yemeğe gidiyoruz ve uyku saatini 1 saat geçtiğinde eve döndüğümüz oluyor. O akşamlar banyosunu es geçiyorum öyle uyutuyorum.

Lida yemek yemek istemediğinde ne yapıyorsunuz? aç mı kalıyor?

Lida yemek yemek istemiyorsa yemiyor. 2 yaşından beridir daha rahatım bu konuda. Yemek yemek istemeyen birine zorla bir şeyler yedirmek iki tarafı da strese sokuyor. Eğer karşı taraf çocuksa yemekten iyice soğumasına sebep oluyor. Lida okula başladığından beri evde yemediği yemekleri orda yemeye başladı. Yine de evde yapınca yemek istemiyor. Çoğu zaman ne isterse onu yapıyorum. Her gün meyve suyu veriyorum, ayran içiyor. Yediği her yemeğe ilik suyu koyuyorum. Bir şekilde kendimi strese sokmadan atlatıyorum o süreci.

Lida sizden ayrı kalınca ağlamıyor mu? 7/24 birliktesiniz, size çok bağlı mı?

Psikoloğumun dediğine göre bir tık fazla, yani olması gerekenin biraz üzerinde bir anneyim. Dışarıdan bakınca bu durumun kötü bir tarafı yokmuş gibi duruyor, fakat bir tık fazla anne olmak, hem anneden çok götürüyor hem de yer yer çocuğun öz güveninden ve belki de özgürlüğünden alabiliyor.  Evet Lida bana çok bağlı bir çocuk. Doğduğundan beri hiç ayrılmadık. Fakat bu bağlılık ikimizin de özgürlüğünden almaya başladı.

Doğduğundan beri babaannesi ile çok güzel bir iletişimleri var ve onu çok seviyor. Bu zamana kadar hafta sonları birlikte sorunsuz bir kaç saat geçiriyorlardı. 22 aylık olduğunda okula başladı ve yarım gün sorunsuz bir şekilde benden ayrılabiliyor. 26 aylık olduğunda ilk defa ve yine psikoloğumun önerisi ile hafta sonları bir gece babaannesinin evinde kalmaya başladı. Bu bizim için çok büyük bir adımdı çünkü Lida ben olmadan uykuya bile dalamayan bir çocuk.

Şimdiye kadar babaannesi ve dedesi ile 2 gece geçirdi ve 2 sinde de hiç bir sorun yaşamadık. Hatta 2.si sabahı eve gelmek istemedi bile :). Tabii ki herkesin aile yaşantısı bir değil. Anneanne ve babaanne yakınlarında olmayanlar belki yakın çevrede oyun gruplarını araştırıp hem kendileri için hem de bebekleri için vakit yaratabilirler.

Aklımda olan bir kaç soruyu yazıya dökmüş oldum. Yine belirteyim ben uzman değilim, uzmanların bilgilerini kendi iç güdülerim ve duygularımla harmanlıyorum diyelim 🙂 . Burada da tecrübelerimi anlattım.

Sevgiler..

Gece Terörü

Bu yazımda, anne ve babaların dönem dönem karşılaşıp, şoka uğrayıp ve korkup ne yapacaklarını bilemediği bir durum olan gece terörünün ne olduğundan ve kendi tecrübelerimle bizim bunu nasıl yaşadığımızdan bahsedeceğim.

Bazı geceler hatta nadiren de olsa gündüz uykularında bebeğiniz birden uyanıp ağlamaya, ellerini ve kollarını çırpmaya başlamış olabilir. Hatta bu sırada sizinle iletişim kurmaz, uyanık görünür, gözleri açıktır ve hatta size bakıyordur fakat bir türlü susturamıyorsunuzdur. 0-4 yaş arasında görülebilen bu durum günümüzde ‘gece terörü’ olarak adlandırılıyor.

Bunun belli başlı sebepleri var. Bunlar;

  • Çocuğunuzun gün içerisinde olağan dışı bir durumla karşılaşması. Bir şeyden korkması, tv’de aklını kurcalayacak bir programa maruz kalması, deprem olması vs vs gibi.
  • Güvenli bağın zedelenmesi. Yani güvendiği kişinin yanında olmaması. Örneğin ilk defa annesi dışında biri ile uykuya dalması. Annesinin gelmeyeceğini düşünmesi. Rüyasında boşluğa düşüp onu tutan birinin olmaması ya da bir şeylerden korkup kaçması ve bir türlü annesini bulamaması gibi.
  • Çok derin uyuması. Derin uyku sırasında örneğin altını ıslatması, bunu farketmesi ama uyanamaması. Ya da bir kabus görmesi, uyanmaya çalışması ama uyanamaması gibi.
  • Hasta olması, bir kaç gündür devam eden uykusuzluk ve yorgunluk gibi.
  • Solunum yollarının tıkanması, derin uyku sırasında birden burnunun tıkanması ve aniden nefes alamaması. Fiziken uyanması ama ruhen uyanamaması gibi.

Gece teröründe genelde çocuk fiziken uyanıyor fakat ruhu hala uyuyor, yani bir türlü kendine gelemiyor ve gerçek ile rüyayı ayırt edemiyor. Bu durumda müdehale şekli çok önemli zira yanlış bir tepki akıl hastalığına kadar götürebiliyor diye biliyorum.

Yapılması gereken, çocuğu asla uyandırmamak. Yüzüne su atmamak, sarsmamak, yanaklarına vurmamak. Sadece ellerini tutun ve yanında olduğunuzu hissettirin. Bir süre sonra kendine gelip uyumaya kaldığı yerden devam edecek ve tüm bu olanları hatırlamayacak.

Şimdi gelelim bizim başımıza gelenlere;

Zibidikuş bundan aylar önce bir defa bunu yaşadı. Fakat okuduğumdan ve gördüğümden bilinçliydim ve normal karşılaşmıştım.

Uzun zaman sonra ilk defa dün gece yaşadık. Fakat öyle bir zamanda oldu ki elim ayağıma dolandı, anlatıyorum;

Zibidikuş bir kaç gündür ateşli ve ateşi 39’u buluyordu. Burnu tıkalı ve geniz akıntısı da var. Son 2 gündür iyiye gidiyordu ve ateş yok olmuştu. Keyfi de çok iyiydi. Dün akşam katılmam gereken bir davet olduğundan babaannesi ile bıraktık. Akşam 21:40 gibi evdeydim ve babaannesi sorunsuz bir şekilde uyutmuştu. Sadece burnu tıkalı olduğundan açtırmak istememiş ve öyle uyumuş. Ben geldiğimde uyumaya devam ediyordu.

Bir saat sonra öksürdü ve uyandı. ”Annecim ben geldim, hadi burnunu yıkayalım bak rahat uyursun?” dedim. Beni görünce sevindi ve burnunu temizlemek için banyoya gittik. Suratına su değdiği an çığlığı bastı ve resmen delirmiş gibi kendini parçalamaya başladı. Saçını başını yoluyordu, beni dinlemiyordu. Sadece bağırıp, ağlıyordu ve asla bana tepki vermiyordu. Babasını görünce korkup kaçmaya başladı. Başta ne olduğunu anlayamadım ve az önce uyanık olduğundan aklıma gece terörünü de getiremedim. Başını gösterip uff diyordu ve başında bir sorun var herhalde diye düşündüm hazırlanıp hastaneye gitmek üzereydik ki 20 dk sonra sihirli değnek değmiş gibi sustu. ”Lida sustu, anne” dedi ve boynuma sarıldı, beni öptü gülmeye başladı. Babasının kucağına gitmek istedi, ona da sarıldı ve öptü. Şoka uğradım. Ne olduğunu o ana kadar anlayamamıştım ki kendine geldiğinde tüm o süre içerisinde aslında uyuyor olduğunu farkettim.

Başının acıyıp acımadığını sordum ve hayır dedi. Saçlarını toplattı ki elletmiyordu bile ağlarken. ”Sen demin ağladın mı?” diye sorduğumda hayır ağlamadım dedi. Yani olan biteni hatırlamıyordu. Anne yatalım dedi ve gayet sakin bir şekilde uyuduk.

Şimdi burada Zibidikuş‘u bu duruma sürükleyen faktörleri sayalım;

  • Bir kaç gündür hasta, uykusuz ve yorgun olması.
  • Babaanneyi çok seviyor ve çok düşkün olmasına rağmen bilinç altında benim olmadığımın farkında olması.
  • Benim onun uyandığını düşünüp, banyoya götürüp burnunu yıkamaya çalışmam ve aslında o uyuyorken yüzüne su değdirmem.

Zibidikuş fiziken uyanmış olmasına rağmen aslında beyni hala uyuyordu ve ben farkında olmadan uyandırmaya çalıştım.  Çok ama çok korkunç bir andı ve bir daha yaşanmamasını umuyorum.

Bizim tecrübelerimiz bu şekilde. Diliyorum kimse yaşamaz, yaşandığında da bilinçli bir şekilde panik olmadan atlatır 🙂

Kreş Seçimi ve Oryantasyon Süreci

En baştan belirteyim, bu yazıda Zibidikuş‘u hangi okula verdiğimden değil, okul seçerken nelere dikkat ettiğimden ve neden okula verdiğimden bahsedeceğim. Okul ismi vermeyi düşünmüyorum, sormazsanız sevinirim :).

Elimde artık 2 yaşını doldurmuş, sendromun dibine vurmuş, doğduğundan beri annesi ile 7/24 vakit geçiren, çokça bağımlı bir minik var. Çocuğu olanlar bilirler, büyüme sürecinin belirli dönemlerinde bebeklerin atakları olur ve baya sancılı geçer. Bu süreci en iyi şekilde atlatmak için annenin de akıl sağlığının yerinde olması çok çok önemlidir.

Hiç bir zaman hiç bir şeyin en iyisini ben bilirimci olmadım. Hep araştırdım, okudum ama kendi doğrularımdan hiç şaşmadım. Çünkü benim çocuğuma ve bana en iyi geleni, en iyi olanı yine en iyi ben biliyorum. Okuduklarımı, öğrendiklerimi kendi düşüncelerim ve doğrularım ile harmanlayıp onları uyguluyorum.

Zibidikuş site içerisinde, parkta gördükleri hariç etrafında çok fazla yaşıtı olmadan tüm vaktini evde annesi ile geçiriyor. Son zamanlarda her parka çıktığımızda diğer çocukların peşinden koşmaya, oyunlarına girmek istemeye ve dışarıda bile kalsa kendi kendine sanki oyunun içerisindeymiş gibi oynamaya başladı. Bilenler bilir, doğduğundan beri evde onunla kaliteli vakit geçirmek adına her şeyi yapıyorum. Zibidikuş, kendi kendini de çok güzel eğlendiren ama tabii ki zaman zaman benimle de oynamak isteyen bir çocuk. Bir süredir evde yaptığı aktiviteler, oyunlar yetmemeye ve sürekli yeni şeyler yapmak istemeye, dışarı çıkmaya, birileriyle oynamak istemeye başlamıştı. Ben de en azından haftada 3 yarım gün oyun grubu gibi ama annesiz bir şekilde vakit geçirebileceği bir kreş düşünmeye başladım.

Bazı görüşler 2 yaşın çok erken olduğunu savunuyor, bazıları ise olması gerekenin bu olduğunu düşünüyor. Ben de ikinci gruptanım ve 1 aylık süre içerisinde ne kadar doğru karar verdiğimi anladım.

Benim için bir kreşte olması gerekenler listesi;

  • Bana kesinlikle güven vermeli,
  • İlla bir şey öğretmeye değil, çocukların mutlu omasına odaklanmalı,
  • Çocukları yaz kış, yağmur, çamur demeden dışarı çıkartmalı,
  • Hijyene çok ama çok önem vermeli,
  • Yemeklerde paketli gıda olmamalı ve özenle okulun kendi mutfağında hazırlanmalı,
  • Sınıflar ışık almalı ve sık sık havalandırılmalı,
  • Öğretmenler ”kesinlikle” güler yüzlü ve tecrübeli olmalı,
  • Öğrenci sayısı çok fazla olmamalı ve başlarındaki öğretmen sayısı yeterli olmalı,
  • Evden yürüyerek gidebileceğim ya da servis gerektirmeyen eşimin vs işe giderken bırakabileceği bir mesafede olmalı.
  • Bir oryantasyon programı olmalı.

2 yaş çocuğuna bir şeyler öğretmenin en iyi yolu oyundur. Bir kreş yukarıdaki kriterleri sağlıyor ise ve benim çocuğum her gün oradan mutlu ayrılıp, ertesi gün tekrar gitmek istiyorsa benim için tamamdır.

Zibidikuş için bir çok okul araştırdım. Gerçekten ‘bir çok’. Kimisi yukarıdaki kriterleri sağlamadı, kimisi çok çok uçuk ücretler istedi. En sonunda iki okul arasında kaldım. Birinin avantajı çocukların gerçekten yaz kış, yağmurda çamurda dışarıda vakit geçiriyor olmalarıydı. Yani çocukları her gün dışarı çıkartıp, çamurda, kumla ve suyla oynatıyorlardı ve referansları çok iyiydi. Doğayla iç içe bir okuldu. Fakat bu okul evime araba ile 10dkda gidebileceğim bir mesafedeydi. Diğer okul ise evimin dibinde, yeni açılan, yukarıdaki kriterleri tam olarak sağladığını söyleyen fakat ilk seneleri olacağı için her hangi bir referansın olmadığı bir okuldu. Yani onlara inanıp Zibidikuş‘u gönderirsem risk alacaktım.

Düşündüm taşındım. Görüştüğüm iki doktor da bu yaş grubu için en önemli şeyin eve yakın olması olduğunu söyledi. Düşününce mantıklı geldi çünkü; küçükler ve ilk seneleri olacağı için hastalanacaklar, okuldan almak gerekecek, alışma sürecinde sizi de yanında isteyecekler. Yakın olması çok büyük bir avantaj. Ben de risk alıp oraya göndermeye karar verdim.

Ben 3 yarım gün düşünüyordum fakat bu okulun programında yalnızca 5 yarım gün var ve o şekilde göndermeye başladım. Sabah 08:40’da evden çıkıyoruz. 08:45’de okuldayız. Zibidikuş‘u okula götürebilmek için bir de üzerine oturabildiği scooter aldım ki elim ayağım oldu. 15 dk bahçede vs vakit geçiriyorlar, 09:00’da kahvaltıya oturuyorlar.

Yarım gün programı 12:30’da sona eriyor ve en geç 12:45’de Zibidikuş‘u teslim alıyorum. Kahvaltı, ara öğün ve öğle yemeği var. Yani öğle yemeğini yedikten sonra teslim almış oluyorum.

Benim en korktuğum konulardan biri okula alışma süreciydi. Ya gitmek istemezse? ya hep beni isterse? ya alışamazsa?

İşte tam burada yukarıdaki maddelerde de bahsettiğim oryantasyon süreci devreye giriyor. Benim görüşüm her okulun bir oryantasyon programı olmalı. Çocuğu bırakın gidin o alışır mantığı çok yanlış. Çocuk ağlamaktan helak oluyor, hem size olan güveni kırılıyor hem de bir daha okula gitmek istemiyor. Bizim sürecimiz nasıl işledi anlatayım;

İlk hafta zaten alışma süreci ve tüm program ona göre ayarlanmış. İlk gün tüm veliler ve çocuklar okulun bahçesinde toplu etkinlik yaptık. ikinci gün anneler okulda, sınıfın önünde, taburede oturdu ve çocuklar etkinlik yaptı. Üçüncü ve dördüncü gün çocukların durumuna göre kimi anneler okulda bekledi kimileri okulun dışında, yakın çevrede oturup bekledi. Son gün ise yine annelerle birlikte toplu etkinlikler yapıldı ve haftayı kapadık. Bu süreçte Zibidikuş gayet iyiydi. Benim okulda olduğum günler hiç sorun yaşamadık. Biraz beni arayıp, ağlayacak gibi olduğunda öğretmeni beni aradı ve çağırdı, süreci ağlatmadan kapadık.

2. hafta ise çocukların bağımsız takılmaya başladığı haftaydı. Yine onların durumuna göre veliler hareket etti. Zibidikuş‘u sabahları bırakırken benden ayrılmak istemedi, fakat okula girdikten sonra beni görmedi bile. Öğretmenini çok seviyor, diğer arkadaşları ile uyumlu ve bunların çok büyük etkisi var. 3. haftadan sonra tamamen alıştı okula ve artık problemsiz gelip gidiyor. Hafta sonları dahil okula gitmek istiyor diyebilirim, umarım değişmez. 🙂

Okulun Zibidikuş üzerindeki olumlu etkilerinden bahsedecek olursam;

  • Kelime haznesi ve konuşma gayreti müthiş arttı,
  • Ciddi anlamda kendine güveni geldi,
  • Yemediği yemekleri okulda yemeye başladı,

Okulda öğrendiği şarkıları evde söylemeye çalışıyor, hiç duymadığım kelimeler ağzından çıkıyor ve olur olmadık yerlerde bale yapmaya, dans etmeye yani kısaca kendini göstermeye başladı. Öncesinde çok daha pasif bir çocuktu, inanılmaz bir değişim var. Okulda hiç yemediği biber dolmasını, haşlanmış yumurtayı vs yemeye başladı. Evet evde hala yemiyor ve bana naz yapıyor ama okulda yiyor.

Okul çantasında gidip gelen bir yemek listesi var. Her gün ne yedi, ne yemedi öğretmenleri yazıyor ve ben de okuyup, öğrenmiş oluyorum. Haftalık yemek ve etkinlik programı hafta başında velilere veriliyor. Her cuma öğretmeni beni arayıp detaylı haftalık durum raporu veriyor.

Hem yemek yeme, hem giyinme konusunda öğretmenleri çocukları teşvik ediyor ve kendileri, kendi işlerini mümkün olduğunca hallediyorlar.

Okulda kendine ait bir dolabı var ve eşyalarını oraya koyuyor.  Okulun dolabında tutmak için bizden istediklerinden bahsedecek olursam;

  • Birer adet alt ve üst yedek kıyafet,
  • Birer adet alt ve üst iç çamaşırı,
  • Bir çift çorap,
  • Toka ve tarak,
  • Bir adet yağmur botu,
  • Bir adet şemsiye,
  • Bir adet yağmurluk,
  • Bir adet suluk.

Okul bahçesinde ekolojik bahçe olarak adlandırdıkları bir bölüm var ve burada ekip, biçip, solucanları inceliyorlar. Her mevsim dışarı çıkıyorlar ve bu sebeple bizden bot, yağmurluk vs istendi.

Bunların dışında, çantasında da her gün bir takım yedek kıyafet gidip geliyor.

Zibidikuş okula başladı, ben de kendime ve arkadaşlarıma vakit ayırabilir oldum. Mesela şuan eve geldim ve blogumla ilgileniyorum. Hem bana hem ona yaradı diyebiliriz 🙂

Biz evde en iyi şekilde ilgilenirken, çocuklarımızı bizden bağımsız göndereceğimiz okulu seçmek gerçekten çok hassas ve zorlu bir iş. Biz şu an için okulumuzdan çok memnunuz ve bizim isteklerimizi söyledikleri şekilde yerine getiriyorlar.

Her anne babanın kriterleri, daha doğrusu öncelikleri farklıdır. Zibidikuş okula gitmeye başladığından beri anladım ki eve olan mesafe ve oryantasyon süreci çok önemliymiş.

Ben hallettim, size çok kolay gelsin 🙂