Gece Terörü

Bu yazımda, anne ve babaların dönem dönem karşılaşıp, şoka uğrayıp ve korkup ne yapacaklarını bilemediği bir durum olan gece terörünün ne olduğundan ve kendi tecrübelerimle bizim bunu nasıl yaşadığımızdan bahsedeceğim.

Bazı geceler hatta nadiren de olsa gündüz uykularında bebeğiniz birden uyanıp ağlamaya, ellerini ve kollarını çırpmaya başlamış olabilir. Hatta bu sırada sizinle iletişim kurmaz, uyanık görünür, gözleri açıktır ve hatta size bakıyordur fakat bir türlü susturamıyorsunuzdur. 0-4 yaş arasında görülebilen bu durum günümüzde ‘gece terörü’ olarak adlandırılıyor.

Bunun belli başlı sebepleri var. Bunlar;

  • Çocuğunuzun gün içerisinde olağan dışı bir durumla karşılaşması. Bir şeyden korkması, tv’de aklını kurcalayacak bir programa maruz kalması, deprem olması vs vs gibi.
  • Güvenli bağın zedelenmesi. Yani güvendiği kişinin yanında olmaması. Örneğin ilk defa annesi dışında biri ile uykuya dalması. Annesinin gelmeyeceğini düşünmesi. Rüyasında boşluğa düşüp onu tutan birinin olmaması ya da bir şeylerden korkup kaçması ve bir türlü annesini bulamaması gibi.
  • Çok derin uyuması. Derin uyku sırasında örneğin altını ıslatması, bunu farketmesi ama uyanamaması. Ya da bir kabus görmesi, uyanmaya çalışması ama uyanamaması gibi.
  • Hasta olması, bir kaç gündür devam eden uykusuzluk ve yorgunluk gibi.
  • Solunum yollarının tıkanması, derin uyku sırasında birden burnunun tıkanması ve aniden nefes alamaması. Fiziken uyanması ama ruhen uyanamaması gibi.

Gece teröründe genelde çocuk fiziken uyanıyor fakat ruhu hala uyuyor, yani bir türlü kendine gelemiyor ve gerçek ile rüyayı ayırt edemiyor. Bu durumda müdehale şekli çok önemli zira yanlış bir tepki akıl hastalığına kadar götürebiliyor diye biliyorum.

Yapılması gereken, çocuğu asla uyandırmamak. Yüzüne su atmamak, sarsmamak, yanaklarına vurmamak. Sadece ellerini tutun ve yanında olduğunuzu hissettirin. Bir süre sonra kendine gelip uyumaya kaldığı yerden devam edecek ve tüm bu olanları hatırlamayacak.

Şimdi gelelim bizim başımıza gelenlere;

Zibidikuş bundan aylar önce bir defa bunu yaşadı. Fakat okuduğumdan ve gördüğümden bilinçliydim ve normal karşılaşmıştım.

Uzun zaman sonra ilk defa dün gece yaşadık. Fakat öyle bir zamanda oldu ki elim ayağıma dolandı, anlatıyorum;

Zibidikuş bir kaç gündür ateşli ve ateşi 39’u buluyordu. Burnu tıkalı ve geniz akıntısı da var. Son 2 gündür iyiye gidiyordu ve ateş yok olmuştu. Keyfi de çok iyiydi. Dün akşam katılmam gereken bir davet olduğundan babaannesi ile bıraktık. Akşam 21:40 gibi evdeydim ve babaannesi sorunsuz bir şekilde uyutmuştu. Sadece burnu tıkalı olduğundan açtırmak istememiş ve öyle uyumuş. Ben geldiğimde uyumaya devam ediyordu.

Bir saat sonra öksürdü ve uyandı. ”Annecim ben geldim, hadi burnunu yıkayalım bak rahat uyursun?” dedim. Beni görünce sevindi ve burnunu temizlemek için banyoya gittik. Suratına su değdiği an çığlığı bastı ve resmen delirmiş gibi kendini parçalamaya başladı. Saçını başını yoluyordu, beni dinlemiyordu. Sadece bağırıp, ağlıyordu ve asla bana tepki vermiyordu. Babasını görünce korkup kaçmaya başladı. Başta ne olduğunu anlayamadım ve az önce uyanık olduğundan aklıma gece terörünü de getiremedim. Başını gösterip uff diyordu ve başında bir sorun var herhalde diye düşündüm hazırlanıp hastaneye gitmek üzereydik ki 20 dk sonra sihirli değnek değmiş gibi sustu. ”Lida sustu, anne” dedi ve boynuma sarıldı, beni öptü gülmeye başladı. Babasının kucağına gitmek istedi, ona da sarıldı ve öptü. Şoka uğradım. Ne olduğunu o ana kadar anlayamamıştım ki kendine geldiğinde tüm o süre içerisinde aslında uyuyor olduğunu farkettim.

Başının acıyıp acımadığını sordum ve hayır dedi. Saçlarını toplattı ki elletmiyordu bile ağlarken. ”Sen demin ağladın mı?” diye sorduğumda hayır ağlamadım dedi. Yani olan biteni hatırlamıyordu. Anne yatalım dedi ve gayet sakin bir şekilde uyuduk.

Şimdi burada Zibidikuş‘u bu duruma sürükleyen faktörleri sayalım;

  • Bir kaç gündür hasta, uykusuz ve yorgun olması.
  • Babaanneyi çok seviyor ve çok düşkün olmasına rağmen bilinç altında benim olmadığımın farkında olması.
  • Benim onun uyandığını düşünüp, banyoya götürüp burnunu yıkamaya çalışmam ve aslında o uyuyorken yüzüne su değdirmem.

Zibidikuş fiziken uyanmış olmasına rağmen aslında beyni hala uyuyordu ve ben farkında olmadan uyandırmaya çalıştım.  Çok ama çok korkunç bir andı ve bir daha yaşanmamasını umuyorum.

Bizim tecrübelerimiz bu şekilde. Diliyorum kimse yaşamaz, yaşandığında da bilinçli bir şekilde panik olmadan atlatır 🙂

Odaları Ayırma Süreci

Bu konuda daha önce neden yazmadım bilmiyorum, ama son günlerde sosyal medya üzerinden çok fazla soru aldım. Bunun üzerine yazmaya karar verdim.

Sebebi Zibidikuş‘un uyumlu bir çocuk olması mı yoksa benim yönetiş şeklim mi biliyorum ama bu zamana kadar büyük adımları hep kolay attık ve gelişim evrelerini, bir bir, çok zorlanmadan atlattık. Şimdi en baştan anlatmaya başlayayım;

Zibidikuş‘u doğumdan itibaren 9 aylık olana kadar, anne yatağının yanına konulan beşikte uyuttum. Bizim kullandığımız beşik Chicco’nun Next to Me adlı ürünüydü. Yatağıma hiç almadım. Orada, bana yakın, kokumu alarak uyudu. Gece kalktım, emzirdim ve yine oraya yatırdım. Normalde bu ürünün kullanım ömrü 6 ay diye geçiyor. Fakat Zibidikuş çok hareketli uyumadığından, 9 aya kadar idare ettik. Yavaş yavaş hareketlenmeye, el kol sağa, sola çarpmaya başlayınca yatağı değiştirmenin vakti gelmişti.

Hamileliğim süresince farklı çocuk gelişim kitapları okudum, fakat kendi çocuğumu büyütürken hep iç güdüsel hareket ettim ve ediyorum. Bana göre bir anne bebeğinin duygusal ihtiyaçlarını karşılayabileceği sürece bebeğinden ayrı uyuyabilir. Yani evet, bebeğin anne kokusu istediğine ve isteyeceğine inanıyorum. Bu ihtiyacın giderilmesi gerektiğini de düşünüyorum ama bir kaç sene boyunca aynı odayı paylaşarak, annenin ve babanın kendi yatağından ve özel hayatından ödün vererek bunu yapmasını doğru bulmuyorum. Bu benim kendi düşüncem. Her anne ve baba kendi fikirlerinde özgürdür. Her anne ve baba kendi çocuğunu, kendi doğruları ile yetiştirmekte özgürdür. Kimisi 5 yaşına kadar, kimisi 2 yaşına kadar aynı odayı paylaşır. Bu onların kararıdır ve saygı duyulmalıdır.

Be ne yaptım?

Zibidikuş 9 aylık olduğunda ufak bir seyahatimiz vardı. Orada nasılsa düzeni bozulacak dedim ve döndüğümüzde harekete geçtim. Gündüz uykularını doğduğundan beri kendi odasında ve yatağında uyuyordu. Yani yatağına da, odasına da yabancı değildi. İlk iki gece yatağına koydum ve ben de odasında bulunan kanepeye uzandım. Geceyi orada geçirdim, gece uyandıkça emzirdim. 3. gün tüm gün giydiğim tişörtümü yatağına koydum ki kokumu alsın. Bu sefer kendi odamda yattım ve görüntülü telsizden takip ettim. Her uyandığında yine yanına gittim. İlk 2 gece çok uyandı ama 3. günden itibaren uyanmaları azaldı. O günden beridir de her uyandığında yine yanındayım.

Evet uykunuzdan fedakarlık ediyorsunuz. Özellikle bir kaç gün hem siz hem de bebeğiniz alışık olmadığından uyuyamıyorsunuz. Bebeğiniz uyusa bile ‘acaba uyandı mı?‘ endişesi ile kendi uykunuz bölünüyor, ama zamanla alışıyorsunuz. Benim için çok doğru verilmiş bir karardı. Zibidikuş hastalandığında, bana çok daha fazla ihtiyacı olduğunu hissettiğimde kendi yatağıma aldığım da oldu. Kokusunu içime çekip uyumak tabii ki bambaşka bir şey ama inanın o zaman da hiç uyuyamıyorum. Yatak bomboşken bile üzerime tırmanıyor ve benim kımıldamam imkansız oluyor. Sabaha kadar her yerim tutuluyor 🙂 Gece uykusunu alamamış, yorgun bir annenin gündüz bebeğine de çok faydalı olabileceğini düşünmüyorum.

Kendi odasında uyuduğundan, kendi düzeni var. Rutinlerini seviyor, yatağını seviyor. Sabah uyandığında oyuncakları ile oynayabiliyor, kendi kendini oyalayabiliyor. ‘Ben de bir bireyim, benim de odam var, kendi yatağım var’ diyor. Siz de kendi yatağınızda mışıl mışıl uyuyorsunuz.

Elbette kendi odasında uyuduğunda da uyanıyor, şu anda 23 aylık ve hala gece kalkıp yanına gittiğim oluyor, fakat kendi odamda kendi başıma uyuduğum 1 saatlik uyku bile çok daha kaliteli oluyor.

Zibidikuş henüz yürüyemiyorken odaları ayırmamın çok büyük artısı oldu. Artık kendi odasında uyuması gerektiğini ve kendi yatağında yatması gerektiğini biliyor. Eğer şimdi odaları ayırmaya kalksaydım, muhtemelen gece defalarca uyanıp yanıma gelecekti. Her şeyin farkında olduğundan ve alışkanlık edinmiş olduğundan süreç daha uzayacaktı. Bu yaşlarda odaları ayırmayı düşünenler korkmasın, elbette imkansız değil ve elbette her çocuk sonunda kendi yatağında yatıyor. Sadece erken davrandığım için süreç benim için daha kolay atlatıldı.

Ben uyku eğitimi vermedim. Kendi çapımda kendi yöntemlerimle bu güne geldim. Şu an nasıl uyuttuğumu anlatacak olursam; kendisi ışığı söndürüyor, müziğini açıyor (evet doğduğundan beri Mozart’ın ninnileri ile uyuyor.), panjurları kapatıyor ve yatağına yatıyor. Ben de odasında oturuyorum. Eğer herhangi bir sıkıntısı yoksa tavşanına sarılıp max. 10 dk içerisinde uykuya dalıyor. Zibidikuş‘un uyku düzenindeki tek sorun, odada olmazsam uykuya dalamaması. Uyuyana kadar illa yanında olacağım :). Bu sorunu da kendim çözemezsem destek alabilirim.

İşte böyle…

Yine yine yine söyleyeyim; siz kendi çocuğunuzun annesisiniz, babasısınız. Kendiniz ve çocuğunuz için en doğru olana siz karar verirsiniz. Bizde durumlar böyle…

sevgiler 🙂

 

Evet Benim, Evet Anneyim

Kafamda anlatmak istediğim, ama kelimelere dökemediğim binlerce sözcük, yüzlerce ifade var. Anne olduktan sonra ben oldum. Ya da artık ben, ben değilim, tamamen başka biri oldum. Hayatımı, geleceğimi, gücümü, tüm enerjimi sahip olduğum, beni tamamen değiştiren, belki de kendimi bulduran tek varlığa adıyorum. En iyisini yapmanın, elinden gelenin en iyisini vermenin bilinciyle vicdanım rahat ve huzurlu hissederken, gücümün azalması, zaman zaman gelen tükenmişlik duygusu ile bir şeylerin doğru olmadığını hissediyorum.

Yapmayı özlediğim, ama yapmamayı daha uygun gördüğüm ya da yapmak için vakit yaratamadığım şeyler bir köşede birikiyor. Başlangıçta göze batmıyor ya da rahatsız etmiyor ama zamanla o birikenler önünüzde dağ oluyor ve siz yolunuzu görememeye başlıyorsunuz. Bir zamanlar çizdiğiniz defterler, boya kalemleriniz, fotoğraf makineniz, uzun zamandır görüşmediğiniz arkadaşlar, ertelediğiniz telefon görüşmeleri, okumadığınız kitaplar, 2 senedir almadığınız o pantolon, izlemediğiniz film, gitmediğiniz konser… hepsi ama hepsi birden karşınıza dikiliyor.

Geçmişte bunları yapan kişi bendim, peki şu an kimim? olmak istediğim kişi miyim? yoksa olmak zorunda olduğum ya da zorunda hissettiğim kişi mi? İşin içine çocuk girince vicdan yapıyoruz. Yani ben öyleyim. Bir insan çalışmak zorunda değilse çocuğu ile olmalı, ona kendi bakmalı, kendi ilgilenmeli görüşündeyim. Fakat zaman geçtikçe anlıyorum ki, çocukla birebir ilgilenmek, anneyi ona bağımlı yapıyor. Aynı şekilde çocuk da anneye bağlanıyor. Bu sürede annenin özgürlüğü o kadar kısıtlanıyor ki, bir yerden sonra patlak veriyor.

Zamanla anladım. Anne çalışmıyor da olsa kendine vakit ayırabilmeli. Yapabiliyorsa erken dönemden babaanneye, anneanneye ya da bırakabileceği kim varsa bir, iki saat bırakıp kendi için bir şeyler yapmalı, nefes almalı. Çocuğu uyurken, 30 dk da olsa hobilerine zaman ayırmalı. Çocuğun sorumluluğunu baba ile paylaşmalı. Babanın uyutmasına, yedirmesine, baba ile çocuğun birebir vakit geçirmesine izin vermeli. Yedi, yemedi, uyudu, uyumadı, kilo almıyor, boyu uzamıyor diye takıp stres yapmamalı. Hele hele ki kendi çocuğunu başka çocuklarla asla kıyaslamamalı.

Lida özgüven sahibi olsun, kendinin, gücünün farkına varsın diye sürekli cesaretlendiriyorum. Onun için tehlike yaratmayacaksa asla sen yapamazsın, bırak demiyorum. Yapabileceğini, biraz uğraşması gerektiğini, ama sonunda başarabileceğini vurguluyorum. Deniyor, çok deniyor en sonunda ya gerçekten başaramıyor ya da hedefe ulaşıyor. Ulaştığında gözlerindeki o gururu görmek muhteşem bir şey. Yapamadığında ise onun uğraşmasına fırsat verdikten sonra yardımcı oluyorum. Sadece işini kolaylaştırıyorum, asla direkt hedefe götürmüyorum.

Düşününce kendi yapabileceklerimi, aman yapamam, şimdi olmaz, gücüm yok, çok yorgunum vs diyerek hep erteliyorum, ya da baştan vazgeçiyorum. Çocuğumun karşısında zayıf kalıyorum, ona verdiğimi, söylediğimi kendim uygulayamıyorum. İşte o zaman bir şeyleri doğru yapamadığımı farkediyorum.

Bir birey yetiştirmek, şekillendirmek, doğruyu ve yanlışı öğretmek, o çocuğu ileride olmasını hayal ettiğin noktada görebilmek için çabalamak o kadar zor ki. Anne olurken bize verilen güç sınırsız. Hatta en güçsüz hissettiğimiz anlarda bile aslında güçsüz değiliz, sadece sahip olduğumuz enerjiyi doğru kullanamıyoruz. Kimse için harcayamayacağımız sınırsız sevgimizi karşılıksız verdiğimiz, kimse için gözden çıkaramayacağımız ‘kendimizi’ bir çırpıda unutabileceğimiz , kimse için yapamayacağımız fedakarlıkları yapabileceğimiz ve tüm bunların olacağını görerek, bilerek dünyaya getirdiğimiz o can için canımızı verebilecek güce sahibiz.

Bugüne kadar 1 saniye bile şuanki halimden, bulunduğum yerden asla pişman olmadım. Kendimle, yapabildilerimle gurur duydum. Bu sıfatı taşımak kolay değil ve taşıyabildiğim için hep şükrettim. Hayatta başıma bundan daha güzel bir şey daha gelemezmiş bunun farkına vardım. Bazen psikolojik olarak çöktüm, canım yandı, çok uykusuz kaldım, sabrımın sınırları kayboldu, yüreğim daraldı ama çıktım işte. Tüm bu düşüncelerin içerisinden, gözlerine daldığım belki 1 saniye bile sürmeyen o süre içerisinde çıktım. Biliyorum ki hayatta gidebileceğim en dip noktaya da ulaşsam beni oradan çıkaracak olan yine o gözler.

Bazen kayboluyorum. Hani o kaybettiğimi düşündüğüm özgürlüğümü arıyorum, sonra farkediyorum ki aslında bir yere gittiği yok. Ben önceliklerimi değiştirmişim. Yapamam, edememlerle yolumu kapamışım. Vicdanım devreye girmiş, cesaretimi kaybetmişim. Birden aydınlanıyorum ve kararlar alıyorum. Bir annenin kendine ayırdığı, gerçek anlamda ‘kendi’ için harcadığı 10 dk bile ilaç gibi. O sebeple, sevgili anne adayı, ya da yavrusunu kucağına almış ve benim gibi ikilemlere, içinden çıkılmazlara dalmış, ne yapacağını bilemeyip, hep kendinden veren anne, bu sözüm sana;

Ruhu iyi anne, ruhu iyi evlat demek. Sen kendini beslersen onu da beslersin. Sen iyiysen, yavrun da iyi. Sen güzel hissedersen o da güzel hissedecek. Sen karardıkça, sabrın dolup taştıkça, kendine vakit ayıramamanın sıkıntısını, kaybettiğini sandığın özgürlüğünün sebebini içten içe yavruna bağlarsan o da çok üzülecek. Sen kendine bak, senin mutluluğun onun mutluluğu demek.