Şehriyeli Yeşil Mercimek Yemeği

Zibidikuş‘a yedirebildiğim ender yemeklerden biri arpa şehriyeli yeşil mercimektir. Yoğurtla birlikte yemeyi seviyor, o sebeple sık sık pişiriyorum.

Malzemeler:

  • 4 yk yeşil mercimek
  • 2 yk arpa ya da tel şehriye
  • 1 domates ya da 1 çb domates sosu
  • 1/2 soğan
  • 2 yk kinoa
  • 2 yk z.yağ

Yapılışı:

Soğanları ince ince doğrayıp z.yağda az kavuruyoruz. Üzerine şehriyeyi, mercimekleri, domates sosunu ve kinoayı ekleyip karıştırıyoruz. En son su ilave edip en kısık ateşte demleyerek pişiriyoruz. Ben yeşil mercimekleri önceden haşlayıp, küçük buzdolabı poşetlerinde buzluğa atıyorum ve ihtiyacım olduğunda alıp kullanıyorum. İçin ek olarak sebze de koyabilirsiniz. Kabak ya da pırasa yakışıyor.

 

 

Muzlu ve Kuru Üzümlü Pankek

Zibidikuş bu aralar çok yemek seçiyor. Uzun süre aynı şeyleri yemekten sıkılıyor. Ben de bu durumda ona kahvaltıda çeşit olması açısından farklı pankekler hazırlayıp sunuyorum. Şimdi vereceğim tarif de bunlardan biri.

Malzemeler:

  • 1/2 muz
  • 1 yumurta (1 yaş altı sadece sarısı)
  • 1/2 bardak süt
  • 1 çk karbonat
  • 1 avuç kuru üzüm
  • Aldığı kadar tam buğday unu

Yapılışı:

Muzu çatalla ezerek diğer malzemeleri ekliyoruz. Boza kıvamında bir karışım elde edinceye kadar un ekleyerek çırpıyoruz. Kaşık yardımıyla tavaya koyarak, orta ateşte arkalı önlü pişiriyoruz. Ben yapışmaz bir tava kullandım ve hiç yağ koymadım. Yapışıyorsa tavaya çok az z.yağ döküp peçete ile dağıtabilirsiniz. Sunum ve tat vermek için bebeğinizin ayına ve alerji durumuna bağlı olarak Agave şurubu ya da akçaağaç şurubu kullanabilirsiniz. Afiyet olsun 🙂

 

 

 

Soğuğu Seviyoruz, Herkese Gidiyoruz

Zibidikuş şu anda 4.5 aylık ve maşallah çok sağlıklı bir bebek ( tahtalara vurun, dilinizi ısırın). En ufak bir çizikte hastaneye koşturan taze anne babalar olarak hasta olmaması için her ebeveyn gibi gözünün içine bakıyoruz. Fakat etrafımızda benim aksime o kadar insan var ki çoğu zaman, çoğu yerde mutlaka bir müdehalede bulunuyorlar. Büyüktür diyip, ses etmeyip kibar bir şekilde açıklıyorum kendimi.

Zibidikuş doğduktan sonra hastaneden çıkana kadar tek giydiği iç atlet, uzun kollu zıbın, eldiven ve şapkaydı. Uyurken üzerine penye battaniyesini örtüyordum. Başka hiçbir şey giydirmiyordum. Doğum Ekim ayında olduğu için hava ne sıcak, ne soğuktu. Hafif serinlik vardı. Eve geçtikten sonra doktorumuzun da önerisiyle camı hiç kapatmadık. Banyo yaparken bile oda sıcaklığı 21 derece olup, cam hep açıktı. Kar yağana kadar o cam hiç kapanmadı. Kar olan günlerde de içerideki hava temizlensin diye her gün düzenli olarak bir kaç saat camı açıp odayı havalandırdım.

Havaların 0 dereceyi gördüğü günlerde bizim ev içi sıcaklığımız gündüz 19, gece 18 dereceydi. Biz asla kaloriferleri yakmıyoruz. Evimiz yerden ısıtma olduğundan inanılmaz ısınıyor, hava kuruyor ve sıcaklık 25 dereceyi geçebiliyor. Ben bile o ortamda duramıyorken bebeğim nasıl dursun? 🙂

Sıcaklığın 19 derece olduğu günlerde pijamasının üzerine pamuklu hırkasını giydiriyorum. Gece yatarken ise 2 tog uyku tulumu yeterli oluyor. Hem gece üzerini açmıyor, kafam rahat oluyor. dışarıda kar yağarken, evde sıcaklık 18 derecelerdeyken ben bile şort ile geziyorum ki evimize gelen insanlar üşüyüp genelde üzerine bir şey istiyor :). işte o zaman ‘aç kaloriferi çocuk donacak, böyle banyo mu yaptırılır hasta edeceksiniz çocuğu, üzerine bir şey giydir benim bile ayaklarım buz gibi oldu’ şeklinde bir çok yorumla karşı karşıya kalıyorum :).

Zibidikuş doğdu, 3 gün sonra hastaneden eve geldik. Ben 4. günden itibaren 5 gün boyunca her gün temiz hava ve gün ışığı alması için bahçeye çıkardım. 5. günden sonra her yere gitmeye başladık. Hatta ilk gittiğimiz yer Belgrad ormanıydı :). Bebeği hemen hemen her gün dışarı çıkartmak çok önemli. Temiz hava ve oksijen alması açısından. Hem dinlendiriyor da ve rahat bir uyku uyumasını sağlıyor. Zibidikuş ilk aylarda kakasını hep dışarı çıkınca yapıyordu. Sanırım rahatlıyordu :).

En son Florya sahile gidip akşam hava 1 derece iken sahilde yürüyüş yapınca, millet ‘daha neler hasta edeceksiniz çocuğu’ şeklinde üzerimize geldi ama gelsinler. Çocuğu uygun bir şekilde giydirdikten sonra her şekilde ve her koşulda açık havaya çıkartabilirsiniz diye düşünüyorum. Önce doktorumuzu, daha sonra annelik iç güdülerimi dinliyorum. Bir bebeği annesinden daha iyi kimse bilemez. Babası bile bilemez. Yahu annesi senden daha mı az düşünüyor sanıyorsun onu? Değil mi ama?

Hele bir de dışarıda dolaşırken rastgele görüp gelen insanlar oluyor. Tamamen ‘iyi niyet’leriyle çok güzel anneye giydiriyorlar. Yahu müdehale etmeyin, bırakın… Bırakın… Bırakın…

Zibidikuş ileride yabancılık çekmesin, insanlardan kaçan bir çocuk olmasın diye evimize her kim geldiyse ya da biz her nereye gidiyorsak insanların kucağına veriyorum. Bulaşıcı bir hastalığı olmadığı sürece, eller temiz olduğu sürece bebeği insanlardan uzak tutmanın da anlamı yok.  Sokakta yanına gelip seven teyzeler, ablalar, abiler yapmayın! az önce dolmuştan indin, o eller kim bilir nereleri tuttu, yahu şuncacık bebeğin suratına ne dokunursun?, eline ne dokunursun? o eller hep ağızda görmez misin? işte en sinir olduğum noktalardan biri. Zort diye dalan insaları hiiiiç çekinmeden ‘Lütfen yüzüne ve ellerine dokunmayalım, ayaklarını sevelim’ şeklinde uyarıyorum. Uyarmak zorundayım, alınmayın. Biraz düşünceli sevelim 🙂

Ya öyle işte.. Zibidikuş soğuğu seven, sıcaktan hiç hoşlanmayan, temiz pak herkesin kucağına giden ve mıncıklanan bir çocuk 🙂 Zibidikuş akıllı siz de öyle olun 😛