Evet Benim, Evet Anneyim

Kafamda anlatmak istediğim, ama kelimelere dökemediğim binlerce sözcük, yüzlerce ifade var. Anne olduktan sonra ben oldum. Ya da artık ben, ben değilim, tamamen başka biri oldum. Hayatımı, geleceğimi, gücümü, tüm enerjimi sahip olduğum, beni tamamen değiştiren, belki de kendimi bulduran tek varlığa adıyorum. En iyisini yapmanın, elinden gelenin en iyisini vermenin bilinciyle vicdanım rahat ve huzurlu hissederken, gücümün azalması, zaman zaman gelen tükenmişlik duygusu ile bir şeylerin doğru olmadığını hissediyorum.

Yapmayı özlediğim, ama yapmamayı daha uygun gördüğüm ya da yapmak için vakit yaratamadığım şeyler bir köşede birikiyor. Başlangıçta göze batmıyor ya da rahatsız etmiyor ama zamanla o birikenler önünüzde dağ oluyor ve siz yolunuzu görememeye başlıyorsunuz. Bir zamanlar çizdiğiniz defterler, boya kalemleriniz, fotoğraf makineniz, uzun zamandır görüşmediğiniz arkadaşlar, ertelediğiniz telefon görüşmeleri, okumadığınız kitaplar, 2 senedir almadığınız o pantolon, izlemediğiniz film, gitmediğiniz konser… hepsi ama hepsi birden karşınıza dikiliyor.

Geçmişte bunları yapan kişi bendim, peki şu an kimim? olmak istediğim kişi miyim? yoksa olmak zorunda olduğum ya da zorunda hissettiğim kişi mi? İşin içine çocuk girince vicdan yapıyoruz. Yani ben öyleyim. Bir insan çalışmak zorunda değilse çocuğu ile olmalı, ona kendi bakmalı, kendi ilgilenmeli görüşündeyim. Fakat zaman geçtikçe anlıyorum ki, çocukla birebir ilgilenmek, anneyi ona bağımlı yapıyor. Aynı şekilde çocuk da anneye bağlanıyor. Bu sürede annenin özgürlüğü o kadar kısıtlanıyor ki, bir yerden sonra patlak veriyor.

Zamanla anladım. Anne çalışmıyor da olsa kendine vakit ayırabilmeli. Yapabiliyorsa erken dönemden babaanneye, anneanneye ya da bırakabileceği kim varsa bir, iki saat bırakıp kendi için bir şeyler yapmalı, nefes almalı. Çocuğu uyurken, 30 dk da olsa hobilerine zaman ayırmalı. Çocuğun sorumluluğunu baba ile paylaşmalı. Babanın uyutmasına, yedirmesine, baba ile çocuğun birebir vakit geçirmesine izin vermeli. Yedi, yemedi, uyudu, uyumadı, kilo almıyor, boyu uzamıyor diye takıp stres yapmamalı. Hele hele ki kendi çocuğunu başka çocuklarla asla kıyaslamamalı.

Lida özgüven sahibi olsun, kendinin, gücünün farkına varsın diye sürekli cesaretlendiriyorum. Onun için tehlike yaratmayacaksa asla sen yapamazsın, bırak demiyorum. Yapabileceğini, biraz uğraşması gerektiğini, ama sonunda başarabileceğini vurguluyorum. Deniyor, çok deniyor en sonunda ya gerçekten başaramıyor ya da hedefe ulaşıyor. Ulaştığında gözlerindeki o gururu görmek muhteşem bir şey. Yapamadığında ise onun uğraşmasına fırsat verdikten sonra yardımcı oluyorum. Sadece işini kolaylaştırıyorum, asla direkt hedefe götürmüyorum.

Düşününce kendi yapabileceklerimi, aman yapamam, şimdi olmaz, gücüm yok, çok yorgunum vs diyerek hep erteliyorum, ya da baştan vazgeçiyorum. Çocuğumun karşısında zayıf kalıyorum, ona verdiğimi, söylediğimi kendim uygulayamıyorum. İşte o zaman bir şeyleri doğru yapamadığımı farkediyorum.

Bir birey yetiştirmek, şekillendirmek, doğruyu ve yanlışı öğretmek, o çocuğu ileride olmasını hayal ettiğin noktada görebilmek için çabalamak o kadar zor ki. Anne olurken bize verilen güç sınırsız. Hatta en güçsüz hissettiğimiz anlarda bile aslında güçsüz değiliz, sadece sahip olduğumuz enerjiyi doğru kullanamıyoruz. Kimse için harcayamayacağımız sınırsız sevgimizi karşılıksız verdiğimiz, kimse için gözden çıkaramayacağımız ‘kendimizi’ bir çırpıda unutabileceğimiz , kimse için yapamayacağımız fedakarlıkları yapabileceğimiz ve tüm bunların olacağını görerek, bilerek dünyaya getirdiğimiz o can için canımızı verebilecek güce sahibiz.

Bugüne kadar 1 saniye bile şuanki halimden, bulunduğum yerden asla pişman olmadım. Kendimle, yapabildilerimle gurur duydum. Bu sıfatı taşımak kolay değil ve taşıyabildiğim için hep şükrettim. Hayatta başıma bundan daha güzel bir şey daha gelemezmiş bunun farkına vardım. Bazen psikolojik olarak çöktüm, canım yandı, çok uykusuz kaldım, sabrımın sınırları kayboldu, yüreğim daraldı ama çıktım işte. Tüm bu düşüncelerin içerisinden, gözlerine daldığım belki 1 saniye bile sürmeyen o süre içerisinde çıktım. Biliyorum ki hayatta gidebileceğim en dip noktaya da ulaşsam beni oradan çıkaracak olan yine o gözler.

Bazen kayboluyorum. Hani o kaybettiğimi düşündüğüm özgürlüğümü arıyorum, sonra farkediyorum ki aslında bir yere gittiği yok. Ben önceliklerimi değiştirmişim. Yapamam, edememlerle yolumu kapamışım. Vicdanım devreye girmiş, cesaretimi kaybetmişim. Birden aydınlanıyorum ve kararlar alıyorum. Bir annenin kendine ayırdığı, gerçek anlamda ‘kendi’ için harcadığı 10 dk bile ilaç gibi. O sebeple, sevgili anne adayı, ya da yavrusunu kucağına almış ve benim gibi ikilemlere, içinden çıkılmazlara dalmış, ne yapacağını bilemeyip, hep kendinden veren anne, bu sözüm sana;

Ruhu iyi anne, ruhu iyi evlat demek. Sen kendini beslersen onu da beslersin. Sen iyiysen, yavrun da iyi. Sen güzel hissedersen o da güzel hissedecek. Sen karardıkça, sabrın dolup taştıkça, kendine vakit ayıramamanın sıkıntısını, kaybettiğini sandığın özgürlüğünün sebebini içten içe yavruna bağlarsan o da çok üzülecek. Sen kendine bak, senin mutluluğun onun mutluluğu demek.